Bizi Takip Edin
Kategoriler
Bumerang
Arşivler

Genel

Her zaman çocuklar anne babalarını örnek almazlar, bazen de anne babalar çocuklarını örnek alırlar. Tıpkı bizim evde olduğu gibi, Ada ile her fırsatta Belgrad Ormanı’ndaki Bambi Koşularına katılmaya çalışıyoruz, o kadar çok eğleniyoruz ki, Ada koşmanın, madalya almanın, ormanın keyfini öyle bir çıkarıyor ki koşasımız, maratoncu olasımız geliyor. Bir de baktık ki Decathlon’da koşu reyonunda geziniyoruz, o ne güzelmiş, bu ne güzelmiş derken kasadayız, ve derken Baba Geyik 4 K koşusunda 🙂

Baba Geyik koşuya katılacak olunca, evde de bir rekabettir başladı.  Babanın ayakkabıları daha güzel, ben onlarla koşayım pazarlığından, kimin birinci olacağı anlaşmasına kadar.

 

 

Neyse ki bütün Bambi’ler 1 numara ile koşuyorlar,  bence bu çok iyi düşünülmüş bir detay. Çocuğu olmayanlar belki hissedemez ama çocuklu olanlar bu görüşümü hemen onaylayacaktır. Birde ailenizde 4-6 yaş kategorisinde koşuya katılan biri varsa göğüs numarasının bütün çocuklar gibi 1 olmasının anlam ve önemini tarife gerek yok 🙂

 

 

Yine coşkuyla koştuk, 200 metrelik parkurumuzu gururla tamamladık. Madalyaları kaptık. Bu sefer Arda’da bizimle beraber koşuya katıldı. Sabah Arda ile buluşmak keyfimize keyif kattı.

Eeeee Madalya kısmında ufak bir kıskançlık göze çarpabilir 😉

 

 Baba Geyiğin 4 K koşusunu tamamlamasını beklerken, Aşşk Cafe’nin kurabiyelerini yedik, sıcak çikolata içtik, parkta vakit geçirdik.

 

 

Baba gelince, madalyaları karşılaştırıp kiminkinin daha güzel olduğunda baktık, Ada ve Arda’nın madalyalarının en güzel olduğunu söylemeye gerek yok sanırım 🙂

Ada büyük bir mücadele ile ağaca tırmandı, Arda da yanına gelince bizim ağaç artık bir at oldu.

 

 

Tam bu sırada Beyaz at Pamuk’u gördük.

Pamuğu sevmek yetmeyince, birde binip tur atıldı.

 

 

Ve günün sonunda çocukların yüzlerindeki gülümseme muhteşemdi …

 

 

Ada hafiften nezle, malum Ada nezle olunca illaki bende nezle oluyorum.

Hava da bulutlu ve yağmur başladı ama kıza da söz verdik, o kadar heveslendi, saçlarım kötü durumda galiba, off dün çok yoruldum, yarın iş var…

Sıcak yatağımda tüm bunlar aklımdan geçti ama yine de kızıma çok zaman önce söz verdiğim ve günlerdir çamurda koşacağım heyecanı ile gezdiği için bütün gücümü topladım ve yumuşacık yastıklarımın, sıcacık battaniyemin arasından ayrılıp, kendimi duşa attım.

Bu arada uykum da açıldı, hava yağmurlu, Kilyos serin ve rüzgarlı olabilir, çamurda koşarken üstümüz başımız çok kirlenebilir, ıslanabilir diye her kıyafetten ikişer tane aldım ve yedek bir çift ayakkabı attım çantaya.

Ada’yı uyandırdım, o minicik nezle burnuyla gülümseyerek uyandı, koşamaya, eğlenmeye hazırdı.

 

 

Giyindik, çıktık yolaaaaa …

Genelde sabahları erken yola çıkmamız gerekiyorsa kahvaltımızı arabada yapıyoruz. Her zamanki pastanemizden birer sandviç, birer tane de çikolatalı kek aldık.

Pazar sabahı yol gayet açıktı, rahatça DALİA BEACH’e ulaştık., hemen göğüs numaramızı ve bandanamızı aldık.

500 metrelik Minik Maceracılar koşumuzun başlamasına 40-45 dakika daha vardı. Biz de bu süreyi etrafı dolaşarak, denize büyük büyük taşlar fırlatıp kahkağa atarak geçirdik.

 

 

Sonra biraz denge yürüyüşü yapmaya çalıştık

 

 

Kumlarla oynadık, süründük kum tepeleri yaptık,

 

 

Büyük abilerin, ablaların koşu dönüşü üstleri başları çamur içindeki hallerine gülüp, gülerken de alkışladık.

 

 

Ve sıra bize geldiğinde heyecanla başlangıç çizgisinde yerimizi aldık, nereden ve nasıl koşmamız gerektiğini anlatan Caner abi’yi dikkatle dinledik.

 

 

Koşmaya hazırmısınız sorusunu diğer bütün çocuklarla beraber eveeeeeeettt diye bağırarak cevaplayıp, gaza geldik.

Çok hızlı koştuk, engellerden atladık, bayrakların arasından geçtik …

 

 

Birsürü merdiven çıktık,

 

 

Çamurların içinden geçtik, iplere tırmandık,

 

Birçok çocuk ve anne/babasını arkamızda bıraktık,

 

Lastik halkaların içinden atladık, ben atlamadım, sadece Ada geçti, sonra çok pişman oldum keşke bende halkanın içinden geçseydim dedim ama artık geç kalmıştım.

 

 

Ve yarışı başarıyla bitirdik.

 

 

Madalyayı kaptık 🙂

 

 

Ada ödül olarak ayaklarını denizde yıkamak istedi,  parkuru tamamlayan abileri, ablaları gibi yarışın sonunda denize atlayabilmek için öyle azimli koşmuştu ki bu isteğe hayır demek mümkün değildi ve hoppa denizeeee.

 

Günün sonundaysa dedim ki, iyi ki miskinlik etmeyerek kalkıp gelmişiz de, ben adaçayı eşliğinde ve keyifle bu yazıyı yazıyorum 🙂

Uçurtma

Çocuklarımız neleri sevmiyorlar ki.
Uçurtmayı seviyorlar sözgelişi¸
Bir havalandı mı uçurtmaları
Daha da güzelleşiyorlar.

Maviliklerde gözleri
Özgürlüğü yaşıyorlar
Uçurtmalarla birlikte.

Koparıp da iplerini hele
Bir kurtuldular mı ellerinden¸
Öylesine seviniyorlar ki¸
Gidiş o gidiş¸ bile bile…

 Rıfat Ilgaz ne güzel yazmış, daha ben ne yazayım 🙂

 

 

İstanbul Kamp’ın Uçurtma Şenliğine katıldık.

İnsanın mutlaka babasıyla bir uçurtma uçurma anısı olmalı bence, bugün o uçurtmayı babayla göklere yollarken nasıl gözlerinin içi güldüyse çocukların, yarın bir uçurtma gördüklerinde bugün uçurduğu uçurtmanın tadı burnunun direğini sızlatacak. Dilerim bizim çocuklar da kendi çocuklarıyla kendi uçurtmalarını yapacaklar ve bırakacaklar rüzgara .

 

 

Geçen yıl Ada daha minicikken Uçurtma Müzesi’ne gitmiştik, Ada ilk uçurtmasını orada yapmıştı, bugün de onu uçurdu babasıyla, sonra her zaman arabamızın bagajında gezen diğer güler yüzlü uçurtmamızı uçurduk. Çok ama çok eğlendik.

 

 

Yedek kıyafetlerimizi ve ayakkabılarımızı, arabada Ada’nın canı sıkılmasın diye atıştırmalık bir şeylerimizi tabii suyumuzu attık çantaya, şapkamızı, şemsiyemizi aldık,  erkenden çıktık yola. Giderken yağmur başladı, hay Allah dedik, uçmayacak mı bizim uçurtmalar ama sonra yağmur durdu, rüzgarı da bize bıraktı hatta öğleden sonra güneş bile çıktı.

İstanbul Kamp’ın kurucusu Esin hanım ve tüm ekibi gerçekten çok büyük coşkuyla hazırlamışlar şenlik alanını, köfte ekmekler, sucuk ekmeler, poğaçalar, börekler, oyunlar, canlı müzik, balonlar, bayraklar, palyaçolar, yarışmalar, hediyeler ve neler neler …

 

 

İstanbul Kamp ve The Cozz Beach  hakkında daha fazla bilgi almak, etkinlikleri takip etmek istersen buradan bakabilirsin  http://www.istanbulkamp.com/default.asp

Belgrad Ormanı’nda koşmak fikri Ada’nın çok hoşuna gitti.  Koşucular sağlıklı ve güçlü olurlar bu yüzden de sağlıklı beslenirler demek ki tabağımda ki balığın hepsini yemeliyim düşüncesi ile nefis bir akşam yemeği yedi 🙂

 

 

Sabah erkenden kalktık, koşu kıyafetlerimizi ve spor ayakkabılarımızı giydik, yanımıza üzerimizin çamurlanma, ıslanma ihtimaline karşı yedek kıyafet ve ayakkabılarımızı aldık. Suyumuzu çantamıza koyduk, yol üzerindeki pastaneden sandviçlerimizi aldık, kahvaltıyı arabada yaptık, hem zaman kazanmış olduk hem de eğlenceli bir kahvaltı oldu .

Pazar sabahı erken saatlerde yola çıktığımız için Bahçeköy’e kadar trafiğe de takılmadan yol alabildik, Bahçeköy’den Belgrad Ormanı girişine kadar adım adım devam ettik ve Geyik Koşuları alanına vardık. Koşuya katılacak olan arkadaşlarımız ile buluştuk, göğüs numaramızı ve bandanalarımızı aldık, koşmaya hazırız.

 

 

Koşuya katılan 186 Bambi’nin yüzlerindeki ifade, gözlerindeki sevinç ve heyecan anlatılamaz yani aslında bu heyecan sadece bizim Bambi’lerde  değil, 4 – 14 – 28 K koşan Geyikler ve Ceylanlarda da aynı coşkuyla mevcuttu.

 

 

Koşuyu tamamlayan Bambi’ler madalyalarını kaptılar, nasıl sevinçli olduklarını tarif edemem, Koşudan sonra  bir tarafta Aşşk Kahve’nin Geyik Kurabiyeleri, sıcak çikolatası, sandviçleri, bir tarafta Golden Fresh meyve standında taze meyve paketleri çocukları bekliyordu.

Caner Odabaşoğlu’nu ve tüm ekibi tabrik etmek gerek,  sanrım bir organizasyon bu kadar kusursuz olabilirdi.  Emeğinize sağlık …

Geyik Koşuları hakkında daha detaylı bilgi almak ve bir sonraki koşuya sende katılmak istersen http://www.geyikkosulari.com/bambi-kosusu.php buradan takip edebilirsin.

 

Bu Pazar sabahı bizim evde bir heyecan, bir heyecan …

Yıldız Parkı’nda, Can Berk’in Doğum gününü kutlamak  vesilesi ile düzenlenen “III. Aile Koşusu-Yürüyüşü Şenliği “ ne katılacağız, her ne kadar Caner ( Can Berk’in Babası ) bu koşudan,  Profesyonel bir organizasyon değil  “park run (park buluşması)” ve “dostlar arasında” çizgisindeki ufak kutlama diye bahsetse de, biz taytımızı giydik, saçlarımızı topladık ve gözlüklerimizi takarak yarış için tüm hazırlıklarımızı tamamladık.

 

 

 

Aslında bu koşudan Esma bana geçen sene bahsetmişti, bizim Adım Adım Oluşumu’ndan Caner, her yıl oğlunun doğum gününde çocuklar için bir koşu-yürüyüş organize ediyor diye, ama biz bu konuşmayı yaptığımızda Can Berk ve tüm koşucu çocuklar parkuru tamamlamış, madalyalarını almışlardı, bize de bu Pazar III. Koşuya katılmak kısmet oldu.

Bu arada, Esma’dan ve Adım Adım Oluşumu’ndan bahsetmeliyim galiba. Esma; Adım Adım koşucusu, çeşitli maratonlara Adım Adım adına katılıyor ve bu sayede Omur İlik Felçlileri için bağış topluyor, toplanan bağışlar ile akülü sandalyeler alınıyor, bağışın büyüğü, küçüğü olmaz diyor Esma, senin yapacağım 5 TL için bile koşarım ben, çünkü o toplanan 5 TL ler bir havuzu dolduruyor.

(Adım Adım Oluşumu hakkında daha fazla bilgi istersen buraya bakabilirsin http://www.adimadim.org/  )

Koşuya dönmek gerekirse; Yıldız Parkı Çadır Köşkü’nde buluştuk, 19 çocuk koşu için hazırdı, tabii herkesin göğüs numarası, ve yarışın sonunda alacağı madalyalar da hazırdı.

 

 

Çadır Köşkün önünden, Caner’in yarış hakkındaki detaylı ve planlı açıklamalarını dinledikten sonra, koşumuz başladı, Kır Kahvesi’ne kadar, koşup, fosforlu yeşil yelekli abinin etrafından dönüp, başlangıç noktasına kadar yaklaşık 600 metrelik parkuru başarı ve neşe ile tamamladık.  ( koşu organizasyonu ve Caner hakkında bilgi istersen buraya bakabilirsin http://uzunpatika.com/iii-aile-kosu-yuruyus-senligi )

 

 

Kendi koşanlar, pusetle yarışanlar, annelerinin veya babalarının elinden tutarak yada yan yana koşanlardan oluşan gayet eğlenceli bir koşu grubu olduk.

 

Rekabet yarış başlamadan önce başlamıştı, herkes oldukça iddialı ve yarışı kazanma konusunda kararlıydı ve gerçekten de öyle oldu, herkes kendi kategorisinde birinci oldu ve madalyasını aldı.

 

 

Madalya Töreninden sonra zorlu bir parkuru tamamlamış ve madalyamızı almış olmanın gururu ile kahvaltımızı yaptık.

 

 

Kendi karınlarını doyuran doğa sever çocuklarımız, susuzluktan yanmış olan kediciğin suyunu ve sütünü vererek onun karnını da güzelce doyurdular 🙂

 

Herkes dağıldıktan sonra Çadır Köşkü Otoparkının altındaki parkta Doğan’la biraz firizbi oynadık, 2 yaşındaki Doğan firizbiye anne karnında başladığından harika atışlar yaptı.

 

 

Sonra firizbiler tabak oldu, içi kumdan köfteler ile dolduruldu

Kaydıraktan kayıldı, salıncağa binildi, tahteravalliye binildi ve istemeye istemeye evin yolu tutuldu.

 

 

Deniz Kıyısında Günbatımı

O küçücük eller, ayaklar büyüyünce kendi yolunu seçecek ve kendi yolculuğuna çıkacak, o seçim gününe kadar olan yolculuğun tadını en ufak damlasına kadar beraber çıkaralım …