Bizi Takip Edin
Kategoriler
Bumerang
Arşivler

Sanırım insan kendi gibi olabildiği yerde ve zamanda mutlu oluyor, kendini olduğu yere ait, ortamın bir parçası gibi hissettiğinde keyif alıyor bulunduğu mekandan da, sohbetten de.  En azından ben böyleyim 🙂

 

 

Misafir Evi’ne 2008’den beri yaz demeden kış demeden geliyorum, burası kendimi en dingin, huzurlu, eğlenceli hissettiğim yerlerin başında geliyor,

Gece karanlığın çökmesini, yıldızların parlamasını, Ali İhsan Abi’nin muhabbetini, Filiz’in ev yapımı şaraplarıyla ağzımı tatlandırıp, çakırkeyif olmayı…

Sabah serinliğinde uyanıp, kuş, rüzgar ve vadinin sesiyle ya da daha doğrusu sessizliğiyle havuzda yüzmeyi, zevkten dört köşe olduğum bahçede kahvaltı yapmayı, o incir reçelini yerken mest olmayı, Putsie’yi ( Misafir evi’nin şirin köpeği ) sevmeyi seviyorum.

 

 

Ada doğunca da Misafir Evi’nde aldık soluğu, beklenen oldu tabii ve “Su kurbağa’sı Ada” da çok sevdi burayı.

Daha henüz konuşmayı çözmediği günlerde parmakla göstererek ve anlamsız çığlıklar atarak, konuşmaya başladığında koşarak ve “Havuuuuuuuuzzz havuza havuuuuuzz” diye bağırarak atladık pırıl pırıl havuzun serin sularına …

 

 

 

Putsie’de Ada’dan payına düşen sevgiyi aldı tabii, günlerce ve hala her gördüğünde  “Putsieeee güzel arkadaşııımmm” diye  gezdi durdu ve bıkmadan da gezmeye devam ediyor putise’nin peşinde.

Putsie “ Ada’nın güzel arkadaşı, Misafir Evi’nin sevimli bekçisi harika bir Border Collie”

 

 

 

Kayaköy’ün bu kadar etkileyici olması belki biraz da tarih kokmasındandır. Bir zamanlar Rumlar’la Türkler burada beraber yaşarlarmış, şimdiler de sessiz ve terk edilmiş görüntüsünden dolayı “Hayalet Şehir” olmuş …  1923’de Lozan’da,  Türk ve Yunan hükümetleri arasında imzalanan sözleşme ile “değişim anlaşması” gereği,  Kayaköy’de yaşayan Rumlar ile Batı Trakya’da yaşayan Türkler karşılıklı olarak göç ettirilmiş, bizim Türk’ler buraya gelince her sabah in ova’ya işle, çalış tarlada, her akşam çık tepeye zor gelmiş olsa gerek, zamanla bu güzelim evleri bırakıp Ova’ya inivermişler …

Evlerin  taş duvarlarına, ocaklarına, sarnıçlarına, çakıl taşlı döşemelerine, sokak ve meydanlarına bakınca ve döneminde gazetesinin, sinemasının var olması kentin nasıl kültürel bir zenginliğe sahip olduğunun da göstergesi

 

 

Gerçi bu sefer Misafir Evi’ne giderken, yolları genişletmek ve ulaşımı kolaylaştırmak adına, güzelim ağaçların köklerine acımasızca kepçenin indirilip, harika manzaranın ortasına yığılmış iş makinalarını görünce canım çok sıkıldı, neyse ki Filiz hala aynı enerjisi ile orada ve bu doğayı korumak için elinden geleni ardına koymuyor.

 

 

Filiz Almalı ( Boncuk ); Misafir Evi’ne hayat veriyor, “Kayaköy’e ilk geldiğim anda “İŞTE YAŞAYACAĞIM YER” dedim. Yani mitolojideki Zümrüt Anka kuşunun sesini duydum” diyor.

Burası Ada’nın da favorileri arasında çünkü burada Ada ne isterse var, Koşturacak bir bahçe, inceleme yapacak çiçek böcek, sevecek Putsie, atlayacak havuz, ve istediği her yemeği pişiren Esin Abla, hadi denize gidelim dediğinde gidilecek bir sürü harika koylar her şey burada mevcut 🙂

Akşam olunca, yanı başında uyuyacak bir şömine,  Ada’ya açık havada uyuma eğlencesini ama asıl anne babaya iki kadeh şarap içecek, iki çift lafın belini kıracak zaman ve konforu da sağlıyor, e daha ne olsun 🙂

Misafir Evi hakkında daha fazla bilgi almak istersen buraya bakabilirsin (http://www.kayamisafirevi.com/index.html )

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir