Bizi Takip Edin
Kategoriler
Bumerang
Arşivler

Mart’ın ilk yarısından sonra bana bi haller oluyor; Biraz güneş, biraz çiçek, böcek derken, Nisan da geldi mi, kimse beni tutamaz!!! Atarım kendimi sokaklara …

 Daha doğrusu, “…atar-dım kendimi sokaklara”, Kızım doğduğundan beri, Mart ayının bendeki etkisi değişmedi, ama hallerim biraz değişti; öyle kafama göre,  bağa, bahçeye fırlayamıyorum…

Mesela,  havanın sıcak, serin, soğuk, rüzgarlı, yağışlı olması ihtimallerini düşünüp, hava tahminlerine güvenmeyip,  her ihtimal için kıyafet yedeklemeliyim.

Sonra çoluk çocuk düşerse, yaralanırsa, ateşlenirse gibi sağlık sorunlarını dert edip, ilk yardım çantası yapmalıyım,  nasıl yemekler yapıyorlarmış, bizimki biraz yemek de seçiyor, aman çocuğum aç kalmasın diye bir yiyecek organizasyonu yapmalıyım.

Yolda, ya su isterse,  ya sıkılırsa gibi konulara kafa yormalıyım, böyle anlar için su, oyuncak, atıştırmalık vs. içeren yolluk hazırlamalıyım.

Çiş yapma meselesini dert etmeliyim! Alıştırma kilodu giydirip, “Bu da terletiyor ama…” diye iç geçirmeli veya duramayacağımız bir yerde çişi gelirse diye strese girmeliyim.

Kızımı giydirmeli, bir şekilde kendim giyinmeli, yüzüme bir gülümseme yerleştirmeli ve merdivenleri inerken de, “Bayılıyorum şu yabancı ailelere, 3 çocukla nasıl da geziyorlar?” diye söylenmeliyim.

Bu haftasonu da böyle oldu, tüm fiziksel ve ruhsal hazırlıklarımı yaptım ve mini bir “Çocuklu Gezginler Kulübü “etkinliği yaptık.

İki aile + iki çocuk düştük yollara, İzmit’i geçtik, geçerken İzmit’in meşhur Outlet Alışveriş Merkezin’de aklım kaldı; hadi dönüşte uğrarız, dedim ama dönüşte de olmadı.

Neyse, Gölcük-Yalova tabelalarını, sonra da Yuvacık tabelalarını takip ederek, Karaaslan Alabalık Tesisleri’ne vardık…  Dere kenarındaki çardaklardan birinde oturduk.



Benim kızda büyüme ağrıları oluyor, acaba bacakları üşür mü, biraz serin mi, bir polar daha giydirsem mi, gibi kaygılarımı, bir yelek giydirerek bastırdım.  Derken,  serpme kahvaltımız geldi, sucuklu yumurta, ballar, reçeller serildi masamıza hepsi çok lezzetliydi ama nedense ben en çok çayı beğendim…

Çocuklar da bizi şaşırtacak kadar keyifle kahvaltılarını yaptılar. Kahvaltı sonrası, Ada derede yıkanmak istedi, sonra ayaklarını suya sokmak istedi, sonra yüzmek istedi, sonra ama ben balığım derede olmalıyım pazarlığı yaptı. Müjgan, Ben, Ada ve Dağhan hep birlikte salıncağa bindik, Ada ve Dağhan’dan “Vaaaayy ne güzelmiş burasıııııı!“ gibi bir tepki beklerken, “Ipad’im nerede?” gibi bir soru aldık… Langırt oynadık, air hockey oynadık, temiz hava aldık, tekrar acıktık…


Öğlen Yemeği yemek ve geceyi geçirmek için 7 km. yukarıda Karaca Dağevleri’ne gittik.  Koşturmaca ve temiz havanın etkisi ile Ada’nın çok uykusu geldi ama uyumadı, uyumadığı için biraz huysuz takıldı, sonra toparladı,      Dağhan ile beraber ağaçların, yaprakların arasında dolandılar, çamura saplandılar, çeşme başında kendilerini ve birbirlerini ıslattılar, itişip kakıştılar, bazen Dağhan ağladı, bazen Ada ağladı, bazen koro halinde ağladılar, sonra sarıldılar öpüştüler, kıkırdadılar …




Harika bir öğlen yemeği yedik, bu kadar yorulan çocuklar hemen bayılır bizde gece şömine başında keyif yaparız diye umduk ama çocukları uyutmaya çalışırken bizde uyuya kaldık,sabah kızarmış ekmek,  tereyağı ve ev reçelleri ile güzel bir kahvaltı yaptık.  Çok güldük çok eğlendik…Dönüşte de çocuklar arabada uyuyakaldılar ve huzurla İstanbul’a döndük.

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir